Oryantalizm ve Oryantalizmin İslam’a Bakışı

Bir kavramı veya bir sözcüğü anlayabilmenin ve kavrayabilmenin ilk yolu bana göre o sözcük veya kavramın sözlükteki  yeridir. Bu bakış açısıyla yola çıkarsak eğer oryantalizmi ve onun İslam’a bakışını incelemek istiyorsak onun sözlükteki anlamını bilmemiz lazım gelir. Dr. Mehmet Doğan’ın  Büyük Türkçe sözlüğüne baktığımızda oryantal kelimesinin 1.anlamı: Doğu ile ilgili, doğuya ait, doğuyu hatırlatan, doğu işi, şarki. Buna bağlı olarak oryantalizmin şarkiyatçılık olduğunu görmekteyiz. Sözlük manası doğuya ait olarak belirlenen bu kavram batılılar tarafından ortaya atılmıştır. Aslında oryantalizm Batı’nın doğu fikridir. Daha iyi anlamamız bakımından Edward  Said’in tanımı yeterli olacaktı:

“…oryantalizm modern tarihin başlangıcından günümüze kadar geçen süre içinde, yabancı bir dünyayı ele alan bir düşünce sistemi olarak, farklılıklar üzerine kurulmuş bütün diğer bilim dalları gibi maalesef  insan düşüncesini “doğu” ve “batı” olmak üzere iki bölüm içinde kanalize etmiştir. Söz konusu eğilim oryantalizmin özü, teorisi ve pratiğidir. Batı’da oryantalistlerin koydukları değerler bütünü içinde, Doğu üzerindeki iktidar gücü böylece bir bilim gerçeği olarak tartışmasız kabul edilmektedir.”

Aslında oryantalizmin doğunun batılılar tarafından Doğululaştırılmış halidir. Bu Doğululaştırma gerçeklerden uzak bir Doğululaştırmadır. Çünkü oryantalizmde bahsedilen doğu ile gerçek doğu arasında  bir paralellik yoktur. İşte bir örnek: Flaubert bir doğu sahnesini şöyle tarif ediyor:“Mehmet Ali’nin soytarısı bir gün kalabalığı eğlendirmek için Kahire’de Pazar yerinde bir kadını yakaladı ve bir dükkânın kenarına sıkıştırarak onunla herkesin gözü önünde cinsel ilişkide bulundu. O sırada dükkâncı sükûnetle piposunu içiyordu. Kahire’den Şubra’ya giden yol üzerinde bir zamanlar genç bir adam vardı. Herkesin gözü önünde iri yarı bir maymunun altına yatar onunla cinsel ilişkide bulunur böylece halkı güldürürdü. Son günlerde bir dilenci öldü, aptalın biriydi. Buna rağmen halk onun kutsal olduğuna inanırdı. Kendisini tanrıya yakın sayarlardı. Bütün Müslüman kadınlar onun yanına gider ve onu idrarları ile kirletirlerdi. Sonunda  bitkin düştü ve öldü. Sabahtan akşama kadar hareket halinde cinsel organı ile gezer terbiyesizlik ederdi.

Kahire’de tamamıyla dolaşan bir molla vardı, bir takke kafasında bir takke cinsel organının üzerinde taşırdı, çiş edeceği zaman cinsel organının üzerindeki takkeyi çıkarıyordu. Bu sırada çocuğu olmayan kadınlar yanına yaklaşarak idrarının altına yatarlar ve ellerini yüzlerini yıkarlardı.”

Bu tablo oryantalistlerin doğuyu hayal dünyalarındaki şekliyle anlattıklarının güzel bir örneğidir. Doğuyu garip zevkleri ile hayal ettikleri  için bize bu garip sahneyi aktarıyor.

Batı doğuya “biz” ve “onlar” penceresinden bakar. Biz batıdır onlar ise doğudur .”Biz” her zaman güçlüdür,”onlar” ise her zaman zayıftır. Biz hiçbir zaman güçten düşmez. Öyle ki batılı emperyalist ülkeler sömürgelerindeki temsilcilerini elli beş yaşlarına geldiklerinde emekli ederdi. Böylece bir batılının yaşlanıp güçten düştüğünü doğulu zayıfların görmesi engellenirdi. Aynı şekilde batılılar ileridir doğulular ise geridir ve geri kalmak zorundadır. Mesela  Arapları deveye binmiş bir terörist olarak görürler. Onlar için Araplar kıvrık burunlarını ve zehirli dillerini her şeye uzatan ve ulaştıkları haksız zenginlik yüzünden gerçek uygarlık yoluna set çeken lüzumsuz yaratıklardır. Gizli yahut açık biçimde batı, tüketicilerinin çok az bir kalabalık teşkil etseler dahi dünyanın zenginliklerinin büyük bir kısmına sahip olmaya ve bunları kullanmaya hakları olduğunu ileri sürmektedirler. Neden? Zira  doğuluların aksine batılılar gerçek insanoğludur…

Oryantalizmin sömürgecilik ve misyonerlik arasındaki bağı çok sıkıdır. Sömürgecilik ve misyonerlik faaliyetleri oryantalizmin gelişmesine büyük bir katkı sağlamıştır. Öyle ki bu etkiyi Bornier’in (Fransızlar tarafından açılan Süveyş Kanalının açılışı için yazdığı epik tarzı şiir) mısralarında görmek mümkün:

“Fransa’nın gönderdiği işçiler… Haydi, iş başına

Bu yeni yolu evren için açın!

Babalarınız, o kahramanlar buraya kadar geldiler;

Başlarınızı öne eğin, Asya ve Avrupa için,

Gecenin sardığı o uzak iklimler için

Sözünü tutmayan Çinliler, yarı çıplak Hintliler için

Mutlu, özgür, insanca, yüce halklar için,

Yaramazlar için… Esir uluslar için

İsa’yı henüz tanımayanlar için.”

Oryantalizm içine doğu Afrika, Ortadoğu ve Asya’yı alan bir coğrafyadan oluşmakta. Doğu kelimesi bütünü ile sadece doğu Asya  ile eş değerde  kullanılmazsa yahut genel anlamda uzak veya egzotik olanı tarif etmek için öne sürülmezse “Müslüman doğu”yu ifade etmektedir. Peki, oryantalizm “Müslüman doğu”ya nasıl bakmaktadır? Prof. Dr. Talip Özdeş 11 Ağustos 2009 tarihli “Oryantalizmin İslam’a Bakışı ve Ilımlı İslam Söylemi” başlıklı makalesinde durumu şöyle özetliyor:

“Oryantalizm, özelde Batı ve İslâm dünyası arasındaki uygarlık mücadelesinin ortaya çıkardığı bir akım olmuştur. Bu anlamda oryantalizm, Hıristiyan Batı dünyasıyla Müslüman Doğu arasındaki dinî ve ideolojik çatışmanın tarihi olarak da değerlendirilebilir. Oryantalizmle İslâm’ın ve Müslümanların Batı dünyası için bir tehdit (tehlike) olmaktan çıkarılması amaçlanmıştır. Batı’lı insanın Doğu dünyası ile ilgili düşüncelerinin şekillenmesinde, zihinlerde İslâm ve Müslümanlarla ilgili imajların yaratılmasında Oryantalistler önemli etkilere sahip olmuşlardır. Oryantalist söylemlerde İslâmiyet ilimle bağdaşmayan, terakkiye mani gerici bir din olarak, Müslümanlar da barbar olarak resmedilmeye çalışılmıştır. Fransız Akademisi azasından Ernest Renan’ın 1883’te “İslam ve Bilim” başlıklı sunmuş olduğu konferansta İslâm’ın bilime ve ilerlemeye engel bir din olduğu şeklindeki iddialarına karşı, Namık Kemal meşhur Renan Müdafaası’nı yazarak (1884) Renan’ın iddialarına cevap vermiştir. Oryantalistlerin gayret ve propagandaları, Hz. Muhammed’in peygamberliğini reddetmek, Kur’an’ın otantikliğine şüphe düşürerek onun vahiy olduğu konusundaki inancı çürütmek, Kur’an’dan sonra İslâm’ın ikinci ana kaynağını oluşturan sünnet ve hadisleri, bin yılın üzerinde oluşan İslâmî bilim ve disiplinleri değersiz bir konuma indirgemektir. Hz. Muhammed’in Kur’an dışında geriye hiçbir sünnet veya hadis bırakmadığını, Hz. Muhammed’den sonra ilk İslâm toplumunun uyguladığı sünnetin Hz. Peygamber’in sünneti olmayıp Kur’an vasıtasıyla tadile uğrayan İslâm öncesi Arap örfü olduğunu yaymaya çalışmışlardır. “

Prof.Dr. Talip Özdeş’in bu yazısının doğruluğunu Chateabriand’ın  şu ifadelerinde görmek mümkün :“Kuran Muhammed’in kitabıdır. Ne uygarlık prensipleri getiriyor ne de yüksek değerler taşıyordu.”

Aynı düşünceleri Dante’nin meşhur İlahi Komedya ‘sında da görmek mümkün. Fakat Dante daha ileri gitmektedir. Peygamber efendimiz (s.a.v) Dante’ye göre bir hain ve kâfirdir. Dante bu eserinde âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber efendimizi (s.a.v)  cehennemin yirmi sekizinci katına koymaktadır. Batı’nın Hz. Muhammed (s.a.v) hakkındaki bir cümlelik ve net fikri şudur: Muhammed bir yalancıdır. Yani onun yalancılığı “dır” ekiyle baki kalmıştır batılıların gözünde. Batılılar bu lafı tekrar tekrar söyleyerek kendilerini bu yalana inandırmışlardır.

Genel  görüş yukarıda ki gibi olsa da modern oryantalist yazar Louis Massignon’a göre İslam hrıstiyan yeniden doğuşunun sistematik bir itirazıdır .Bu dinin kahramanı ise ne Hz.Muhammed (s.a.v) ne de İbni Rüşt olmayıp bizzat İslam’ın yeniden doğuşunu kendi vücudu ile kanıtlamaya uğraşırken ,bağnaz Müslümanlar tarafından idam edilen İslam evliyası El Hallac’tır Massignon araşatırmaları sırasında doğunun gerçek yüzünü bir kenara bırakmış hatta onu batı kafasına uydurabilmek için negatif davranışlarda bulunmuşlardır. Hz.Muhammed (s.a.v) itilmiş onun yerine Hallac sahneye çıkarılmıştır .Zira Hallac Hz.İsa’ya daha .ok benzemektedir.

Diğer modern oryantalistlerin yazarlardan kimisi İslam’a  saygı duymakta kimisi de İslam’ın içindeki dinsel hoşgörüye karşı hayranlık duymakta fakat bu ve bunun gibi diğer görüşlerin birleştiği nokta İslam’ın geriliği konusundadır.

Oryantalizmin doğu hakkındaki  gerek coğrafi, siyasi, kültürel  gerekse İslam konusundaki görüşlerinin temel amacı batı çıkarlarına hizmet etmektir. Bu nedenle hem diğer konular  hem de İslam dini hakkındaki görüşlerin büyük çoğunluğu hayal ürünüdür. Gerçekte ise ne doğu batının iddia ettiği gibi geridir ne de İslam geriliği ve gericiliği içinde bulunduran bir dindir. İslam bütün asırlarda ve mekanlarda kıyamete kadar sürecek olan Hak bir dindir.

Ahmet Avcı

Ankara Üniversitesi

Hukuk Fakültesi

About admin